|
Ülkemizin emperyalist devletler tarafından işgaline karşı Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde ulusal başkaldırışımızın 90. yıl dönümünü kutlayacağımız bu günlerde, vatanımızın kurtuluş ve cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine aykırı bir süreçle karşı karşıyayız.
Bu süreçte Anayasa’da var olan kişisel hak ve özgürlükler temelinde, demokratik hakkını kullanarak siyasi iktidarın uygulamalarına karşı çıkan tüm kişi, kurum, kuruluş ve siyasi partiler yok sayılmakta, sindirilmeye ve susturulmaya çalışılmaktadır.
Unutulmamalıdır ki bilimin, basının ve toplumsal muhalefetin hapsedildiği bir ülkede demokrasinin varlığından söz edilemez. Örgütlenme hakkı, demokrasinin temel kurumu olan kitle örgütlenmesinin ön koşuludur. Bu düşünce ile, cumhuriyetimizin, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğine sahip çıkmayı, yaşamsal bir sorumluluk olarak görmekteyiz.
Aşağıda imzası bulunan bizler, “ulusal egemenlik” hak ve sorumluluğumuzla, ülkemizi yönetenleri uyarmayı, demokrasinin bizlere yüklediği bir yurttaşlık görevi sayıyoruz.
Bu anlayışla tüm yurttaşlarımızı 17 Mayıs 2009 Pazar günü, saat 12.00’de Ankara Tandoğan Meydanında Cumhuriyet Mitingi’ne davet ediyoruz.
Cumhuriyet Devrimimiz ve Atatürk İlkeleri doğrultusunda ülkemizin ve ulusumuzun aydınlık geleceği için tüm Demokratik Kitle Örgütlerini, Sendikaları, Meslek Odalarını, Üniversiteleri ve tüm Yurttaşlarımızı;
Hukuk Devletimize,
Demokratik Laik Cumhuriyetimize,
Üniter Yapımıza ve Tam Bağımsızlığımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Bu ülke hepimizin. Bu vatan hepimizin. Bu cumhuriyet hepimizin,Gelecek hepimizin…
Düzenleme Kurulu adına Suay KARAMAN ADD Genel Sekreteri |
|
Mehmet HEKİM Bildiğini bilenin arkasından gidin. Bildiğini bilmeyeni uyandırın. Bilmediğini bilene öğretin. Bilmediğini bilmeyenden uzaklaşın. “Konfüçyüs” Günümüz iş koşullarının ne kadar zor ve rekabetçi olduğu bilinen bir gerçek durumundadır. İşlerin üstesinden gelmek için yalnızca bilgi birikimi yeterli olmuyor. Bilginin yanında başka yeterlilikler ve yetkinlikler gerektiriyor. Yarının iş gücünün oluşturacak gençlerimize vermemiz gereken iş dünyası için gerekli yetkinlikleri, yeterlilikleri bu eğitim sisteminin içine nasıl dâhil etmemiz gerektiği tartışılacak en önemli konuların başında gelmektedir. Bilim adamlarının 21.yüzyıl okuryazarlığı olarak tanımladığı kavramın içini açmakta yara var. Nedir 21.yüzyıl okuryazarlığı! 1-Dijital Çağ Okuryazarlığı Becerisi 2-Yaratıcı Düşünce Becerisi 3-Etkin İletişim Becerisi 4-Yüksek Üretkenlik Becerisi
|
|
Devamını oku...
|
|
Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok
ATATÜRK’ÜN “Türk tarihi” konusundaki görüşlerini manevi kızı Prof. Dr. Ayşe Afet İnan, “M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım” kitabında (Yenigün Haber Ajansı, 1998) şöyle anlatıyor: “Geçmişte Türk varlığını araştırdığı zamanların yakın şahidi ve beraber çalışanı oldum. Bugün millet kavramı altında kurulmuş bir Türk varlığının, kavim olarak yaşadığı devirler elbette ki olmuştur. İşte Atatürk, bu devirlerdeki Türk kavminin, tarihi çağlarda olduğu gibi, ana-yurttan akınlarla yayılma izlerini belgelere dayanarak tarihçilerin incelemesini istedi. … ‘Büyük devletler kuran atalarımız büyük ve kapsamlı uygarlıklara da sahip olmuştur. Bunu aramak, incelemek Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur’ diyen Atatürk, tarihi statik olmaktan kurtarmak istemiş, daima dinamik bir karakterle yeni nesillerin yurt ve millet tarihinin üzerinde çalışmasını istemiştir. O demiştir ki: ‘Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’”
|
|
Devamını oku...
|
|
Adına Ergenekon denilen operasyonun 12.dalgasının Genel Başkan Vekilimiz Sayın Prof.Dr Mustafa Yurtkuran, önceki dönem genel yönetim kurulu üyelerimiz Sn.Prof.Dr.Ferit Bernay ve Sn.Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nu hedef alması ADD Topluluğu olarak bizleri bir kere daha derinden üzmüştür. Ayrıca, pek çok yurtsever aydın bilim insanlarımıza uygulanan hukuk dışı işlemlerde kastedilen bir numara Mustafa Kemal Atatürk, devrimleri, ilkeleri ve eserleridir. Ancak hemen belirtelim ki hiçbir işlem bizleri insanlık değerlerinin en yüce ifadesi olan Atatürkçülüğe bağlılığımızdan ve bu yoldaki kararlılığımızdan asla geri döndüremeyecektir. Atatürk Devrim ve İlkelerini korumak ve geliştirmek amacıyla kurulmuş olan derneğimizin Kurucu Başkanı Sayın Prof. Dr. Muammer Aksoy başta olmak üzere pek çok yöneticimiz ve kurucumuz bu yolda, şehit olmuşlardır. Bugünkü Genel Başkanımız Sayın Şener Eruygur yapılan hukuk dışı uygulamalar sonucunda sağlığını kaybetmiştir. Son olarak da Genel Başkan Vekilimiz Sayın Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran gözaltına alınmıştır. Sonuçta bir numaranın, yani yüce Atatürk’ün ebedi istirahatgahında da arama yapma hayaliyle yanıp tutuşanlar bulunabilir. Onlar bilmelidirler ki kendi kinlerinin ve ihanetlerinin karanlığında boğulacaklardır. Besbelli ki Atatürk’ten unutulmaz bir ders almış olan karanlık küresel güçlerin intikam duyguları yeniden kabarmış bulunuyor. Sevr’i yine devreye sokmaya çalışıyorlar. Küresel egemenler, içine düştükleri ağır bunalımın bedelini ve Sevr planını işbirlikçileri eliyle ülkemizde yaşama geçirmeye çalışmaktadırlar. Bu durumun en son örneğini bir süre önce ülkemizi ziyaret etmiş bulunan ABD başkanı Obama sergilemiştir. Bu ziyarette Kuzey Irak, Ermenistan, Kıbrıs ve Afganistan’a asker talebi gibi dayatmalarda bulunmuştur. TBMM’de yaptığı konuşmayla ülkemizin iç işlerine karışan dinsel ve etnik ayrılıkları gündeme getiren konuşmalarına rağmen evrensel değerlerden olan; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, demokratik hak ve özgürlüklerin önemi gibi konulardan tek bir söz etmemesi de düşündürücüdür. Bizler elbette ki hiçbir yabancının ülkemizin içişlerine karışmasını hoş göremeyiz. Öte yandan Avrupa Birliğinin ve ABD’nin Ergenekon davasını daha da derinleştirmesi yolundaki tavsiye ve destekleri özünde Cumhuriyetimizi hedef almaktadır. Azerbaycan topraklarının zalimce yöntemlerle işgal edilmiş olması binlerce Azeri’nin öldürülmesi ve yüzbinlercesinin de göçe zorlanması ve insanlık dışı koşullarda yaşamak zorunda bırakılmış olmaları Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşlarının kabul edebileceği bir durum değildir. Bu operasyon dalgaları; bu ve benzeri ulusal çıkarları derinden ilgilendiren konuların göz ardı edilmesi için gündem değiştirmede kullanılmaktadır. Karşımıza çıkardıkları bu karanlık tabloya rağmen halkımızın demokratik gücü ve ulusal bilinci ile bu sıkıntılı günlerin aşılacağına inanıyoruz. Ulusumuz şanlı tarihine yaraşır bir kararlılıkla cumhuriyetimizi, bağımsızlığımızı korumayı her türlü demokratik yol ve yöntemleri sonuna kadar değerlendirerek ülkemizi aydınlık günlere taşımayı mutlaka başaracaktır.15.04.2009 ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL MERKEZİ
|
|
”Kuvayı Milliye”, ilk kez, Kurtuluş Savaşı’nda görev alan milis güçleri anlamında kullanılmıştır. ”Kuvayı Milliye”, işgal altındaki bir ülkede halk tarafından oluşturulmuş direniş örgütleridir; bu özellikleri ile bir sivil örgütlenme modelidir; ”Kuvayı Milliye” sonradan Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katılan herkesi kapsayan bir kavram olarak kullanılmıştır.
Bugün ”Kuvayı Milliye” denilince akla askerler, ordu, ihtilaller ve cuntacılık gibi kavramlar geliyor. Ne kadar yanlış! Kuvayı Milliye, o tarihte, işgalci emperyalist ordularına karşı savaşan, Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Arabı ile bütün etnik grupları kapsıyordu. Örneğin, Doğu ve Güneydoğu’da Cibranlı Halit Bey, Hesanalı Halit Bey, Mutki Aşireti Reisi Musa gibi Kürt liderleri, Hormek ve Lolan aşiretleri gibi Alevi aşiretleri; Batı’da Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe gibi Türkler; Çerkez Ethem, ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler de Kuvayı Milliye olarak savaşa katılıyordu.
”Kuvayı Milliye Ruhu” da işte bu demekti. 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, bütün bu grupları ve örgütleri aynı amaç çerçevesinde birleştirmişti. ”Kemalist” kavramı da tam bu sırada ortaya atıldı. ”Kemalist” o günlerde, İngiliz istihbarat örgütü gizli yazışmalarıyla Amerikan basınında milliyetçi, Bolşevik ve isyancı anlamlarında kullanılıyordu. Bu açıdan, emperyalist ordularına karşı anayurtlarını koruyan herkes, Türk, Kürt, Çerkez, Arap, hepsi de ”Kemalist” sayılıyordu.
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının amaçları bağımsız bir cumhuriyet kurmaktı.. Emperyalist Batı ordularına karşı verilen savaş sonrasında kurulacak devlet, Batı dünyasına karşı bağımsız olacaktı. Sovyetler Birliği’ne karşı da bağımsız bir siyaset izlenecekti. Bu bağımsızlık da onurlu ve ulusal bir devlet olmanın koşuluydu.
Bugün kendilerini ”ırkçı ve Turancı” sayan birçok insan ünlü Enver Paşa’yı bu ülkünün lideri olarak selamlar… Mustafa Kemal, Sakarya Savaşı’nda yenilse, Enver Paşa, Lenin’in sağlayacağı destekle Müslüman askerlerden oluşan bir Kızıl Ordu’nun başına geçerek Anadolu’ya geçecektir. Böyle olsaydı Türkiye bugün bağımsızlığına kavuşan eski Sovyet cumhuriyetlerinden biri olacaktı! Ya da Türkiye bugün Yunan işgalinde kalacak, Mustafa Kemal’e karşı çıkan dinsel çevreler, cuma namazlarını Yunan ordusunun kuşattığı camilerde kılmak zorunda kalacaklardı! 19 Mayıs 1992 Cumhuriyet |
|
Mustafa Yıldırım
O yıllarda yabancı ordular (içlerinde Ermeni taburları da vardı) yurda yerleşince, birçok insan işgalcilerin yanında çalışabilmek için “Ben Türk değilim, şu ırktanım. Türkler bize baskı yapıyordu” gibi gerekçelerle süslü dilekçeler verirlerdi. Uzun yıllar bu tür örneklerden söz etmedik, çünkü ırkçılık tehlikeliydi ve kötü örneklerle ayrı ayrı kökenden yurttaşlarımızı karalamak da insanlık dışıydı.
Şimdi yazmanın nedeni yazının sonunda; ama öncelikle bir hesap tutmak gerekiyor.
Gerekiyor; çünkü kaç darbe geçirildi, nice baskılar görüldü de hiç bu denli şaşkınlığa düşülmedi.
Düşülmedi; çünkü darbecilerin, Amerikalı olduğu ortadaydı. Yasaklar daha baştan ilan edilirdi. Örneğin, evlerde yasaklı yayın bulundurmak suçtur, gece şu saatten sonra sokağa çıkılmayacak…
|
|
Devamını oku...
|
|
Cumhuriyet değerlerinin en önemlilerinden olan kamu iktisadi teşekküllerinin yurt çapında yok pahasına elden çıkarılmasına ve ideolojik yandaşlara peşkeş çekilmesi, yabancılara satılması toplumda derin kaygı ve üzüntü yaratmıştır. Sümerbank Manisa Pamuklu Mensucat Fabrikası’nın özelleştirilmesindeki kayırmacı tutum ve yolsuzluk, tüm vicdanlarda rahatsızlık uyandırmıştır. Manisa Ortak Girişim Grubuna Satılmasındaki amaç, Manisa’nın malı Manisa’da kalmalı anlayışıyla gerçekleşmiştir. Ancak Fabrikanın, değerinin çok altında satılması, bundan, bazı kişilerin çıkar sağlaması, devletin zarara uğratıldığı iddiaları sonucunda Başbakanlık Müfettişlerince inceleme başlatılmış, Başbakan ve 5 Bakanın imzası ile bu özelleştirme iptal edilmiştir. Ayrıca kar payı dağıtma amacıyla 21 Mayıs 2007 tarihinde bir Genel Kurul yapılması Ortak Girişim Grubu tarafından kararlaştırılmışsa da; bu kararın iptali için Manisa Valiliğince Manisa 2.Asliye Hukuk Mahkemesine dava açılmıştır.
Bir Hukuk Devletinde yargıya yansımış bir olayda yargı kararının beklenmesi ve buna göre davranılması gerekirken, kendisi de bir hukukçu olan Belediye ve eski Sümerbank Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Bülent KAR, “Manisa’nın Malı Manisalıda kalsın” sloganıyla yola çıkmalarına karşın, bu değeri yabancı bir firmaya satarak, buradan elde edilen kârı küçük ortaklara dağıtıp girişimi yasal hale getirmeye çalışmaktadır. Bu olay, Manisalıyı olduğu kadar konuyla ilgilenen tüm yurttaşlarımızın vicdanlarını sızlatmaktadır. Bir kamu değerini bu şekilde peşkeş çeken Bülent KAR, bütün bunlardan sonra derhal istifa etmeli ve yargılanmalıdır. Ayrıca OGG’de payı olanlar, bu payları derhal iade etmelidirler. Atatürkçü Düşünce Derneği Manisa Şubeleri; iç ve dış emperyalizmin hedef tahtası olmaktan kurtulmuş, özelleştirmelerle talan edilmemiş, liman ve tersanelerine girilmemiş, sözde stratejik müttefiklerin askeri üs ve tesisleriyle bağımsızlığı gölgelenmemiş, bölgesinde AB-ABD emperyalizmine karşıt, onurlu bir ülkede Türk bayrağının anlamla ve gururla dalgalandırılması gerektiği inancında olduğunu kamuoyuna saygıyla duyurur. Atatürkçü Düşünce Derneği Manisa, Turgutlu, Ahmetli, Salihli, Alaşehir, Sarıgöl, Kula, Selendi, Köprübaşı, Borlu, Demirci, Gördes, Saruhanlı, Akhisar, Kırkağaç, Soma Şubeleri Nalan Güner ADD Manisa Şube Başkanı |
|